Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
05 Aralık 2008, 04:37:00

Sayfa: [1]   Aşağı git
YAZDIR
Gönderen Konu: Türkçe Üzerine Bir Matematik Modelleme  (Okunma Sayısı 260 defa)
22 Eylül 2006, 01:01:04 #0
bashbash
O bir Efedralı
*****



Açtığı Konular: 269
Mesaj Sayısı: 1291

Rep Puanı: 75
Ruh Halim





yazının orjinali için

Linkler görüntülenemiyor.
Değerli ziyaretçimiz linki görebilmek için Lütfen üye olun veya Üye iseniz giriş yapın.



  Türkçe Üzerine Bir Matematik Modelleme


Türkçe üzerine bir matematik modelleme ve bunun olası sosyal
yansımaları üzerine bir zihin jimnastiği.

"Victor Hugo şiirlerini 40.000 kelime ile yazdı. Türkçe'yi en zengin
kullananlardan Yaşar Kemal'in romanları 3.500 kelimeyi geçmez" görüşü
çok yaygındır. Bu görüş haklıdır zira Türkçe'nin Fransızca'ya oranla
daha az sözcük içerdiği doğrudur. İngilizce'ye, Almanca'ya,
İspanyolca'ya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne var
ki bu Türkçe'nin daha yetersiz bir dil olduğu anlopps gelmez! Çünkü
Türkçe az sözcük ile çok şey anlatabilen bir dildir! Daha fazla sözcük
içerse bunun kimseye zararı dokunmaz ancak, gereği yoktur.

Başka bir dilden Türkçe'ye çeviri yapan herkes sözlüğü açtığında,
aralarında minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe
karşılığında çoğu zaman aynı kelimeyi okur. Bu, ilk bakışta bir
eksiklik gibi görünebilir, oysa öyle değildir. Çünkü yukarıda adı
geçen diller kelimelerin statik olan anlamlarını öğrenmeye, Türkçe ise
bu anlamları bulup çıkarmaya, yani dinamik anlamlandırmaya dayalıdır.
Türkçe'de anlamları sözlükteki tanımlar değil, kelimelerin cümle
içindeki konumları belirler. Tam bu noktada, Türkçe'nin, referans
olmak üzere sadece gerektiği kadarı sözlüklere alınmış, sonsuz sayıda
kelime içerdiği bile öne sürülebilir.

İngilizce-Türkç e sözlükte "sick", "ill" ve "patient" ın karşısında hep
"hasta" yazar. Bu bağlamda İngilizce'nin üç kat daha fazla sözcük
içerdiği söylenirse bu doğrudur. Ancak, aradaki farkların Türkçe'de
vurgulanamadığı söylenmeye kalkılırsa bu yanlış olur: "doktor falanca
beyin hastası olmak", "böbrek hastası olmak", "Internet hastası
olmak", "filanca şarkının hastası olmak" arasındaki farkı Türkçe
konuşan herkes bir çırpıda anlar. Bunun nasıl olabildiğini görmek zor
değildir. Bir kalem alıp, alt alta:

3 + 5 =

12 + 5 =

38 + 5 =

yazmak, sonra da bunları toplamak yeterlidir. Hepsinde aynı "+ 5"
yazdığı halde sonuçlar farklı çıkıyorsa, Türkçe'de de hepsinde aynı
"hastası olmak" ifadesi geçtiği halde sonuçlar farklı olacaktır.
Türkçe'nin az araç ile çok iş yapmasının sırrı matematikte yatar. 0
dan 9 a kadar 10 tane rakam, artı, eksi, çarpı, bölü dört işlem
işareti ve bir ondalık ayracı virgül, yani topu, topu 15 simge ile
sonsuz sayıda işlem yapılabilir. Türkçe de benzer özellikler gösterir.
Türkçe matematiğe dayalı olmaktan da öte, neredeyse matematiğin kılık
değiştirmiş halidir.

Türkçe'deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasıl çoğul
yapılacağının öğrenilmiş olması, henüz varlığı bile bilinmeyen, 5 yıl
sonra Türkçe'ye girecek fiillerin nasıl çekileceğinin ve 300 yıl önce
unutulmuş kelimelerin çoğullarının ne olduğunun biliniyor olması
demektir. Bu tıpkı birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin
nasıl çözüleceği öğrenildiğinde, sadece x = 6, y = 23 olan
denklemlerin değil, aynı dereceden bütün denklemlerin nasıl
çözüleceğinin öğrenilmiş olması gibidir. Oysa sözgelimi İngilizce'de
"go", " went" olurken "do", "did" olur. Çoğul ekleri için de durum
aynıdır: "foot", "feet" olurken "boot", "beet" değil "boots" olur.
Bunun tutarlı bir iç mantığı yoktur, tek çare böyle olduklarının
bellenmesidir.

Türkçe'de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kuralları
öğrenmek gerekir. Türkçe'de neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar da
ses uyumu gereği alma olması gereken meyve isminin elma biçimine
dönmesi gibi birkaç minör istisnadır. Kurallar ise neredeyse, bu dili
icat edenlerin Türk olduğuna inanmayı zorlaştıracak kadar güçlü ve
kesindir.

Bu noktadan sonra, anlatılanları matematik olarak formüle etmek,
aradaki ilişkiyi somutlaştırabilmek açısından yararlı olacaktır. Bunu
yapmanın en kolay yolu ikili sayı sistemini kullanmak olduğu için de
yalnızca 0 ve 1 leri kullanmak yeterlidir. İzleyen örneklerde [1 =
var] ve [0 = yok] anlamında kullanılmışlardı r.

KELİME KÖKÜ ÇOĞUL EKİ MATEMATİK İFADE

       ev                                     1.0

       ev                     ler            1.1

                                ler            0.1


Türkçe'deki bütün kelimelerin 2 bit olduğu varsayılabilir (ileride bit
sayısı artacak). Tekil olan bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü var;
çoğul eki yok), çoğul olanlar ise 1.1 dir (kelime kökü var; çoğul eki
var). Bu kural hiç değişmemek bir yana, öylesine güçlüdür ki Türkçe'de
başka hiç bir dilde yapılamayacak bir şey yapılıp, olmayan bir
kelimenin çoğulu dahi söylenebilir (0.1). Birisi karşısındakine sadece
"ler" dediğinde, alacağı tepki: "anladık ler de, neler?" türünden bir
cevap olacaktır. Bir şeylerin çoğulunun söylendiği bellidir de, neyin
çoğulunun kastedildiği açık değildir.

VURGULAMA SIFAT KÖKÜ ZAYIFLATMA MATEMATİK İFADE


                        kırmızı                                   0.1.0

          kıp         kırmızı                                   1.1.0

                       kırmızı                       msı       0.1.1

           kıp       kırmızı                       msı       1.1.1


Türkçe'deki sıfatların anlamını kuvvetlendirmeye veya zayıflatmaya
yarayan bu kural da hiç değişmez. Hatta istenirse bu kurala uyan ama
hiç bir sözlükte bulunmayan, hem kuvvetlendirilmiş hem de
zayıflatılmış garip sıfatlar bile türetilebilir. "Güneş doğmazdan az
önce ufuk kıpkırmızımsı (kıp + kırmızı + msı; [ 1.1.1]) bir renk aldı"
dendiğinde, herkes neyin kastedildiğini anlayacaktır. Çünkü ayaküstü
türetilen bu sıfat, hiç bir sözlükte yer almaz ama, Türkçe konuşan
herkesin çok iyi bildiği bu kurala uygundur.

Fiil çekimlerinde de işler farklı değildir. Burada zorunlu olarak kişi
için 3, zaman için 2 bitlik gruplar kullanılacak. Çoklu bit grupları
şunları ifade edecek:
011 = ben
010 = sen
000 = o
111 = biz
110 = siz
100 = onlar
------------ -
00 = geniş zaman
11 = şimdiki zaman
10 = gelecek zaman
01 = geçmiş zaman

KÖK YETERLİLİK OLUMSUZ ZAMAN HİKAYE RİVAYET KİŞİ MATEMATİK IFADE

oku (y)abil di m

1.1.0.01.0.0. 011



oku (y)a ma z mış sın

1.1.1.00.0.1. 010



gel me (y)ecek ti

1.0.1.10.1.0. 000



git me di  k

1.0.1.01.0.0. 111



şaşır abil ecek ti niz

1.1.0.10.1.0. 110

bil (i)yor lar
1.0.0.11.0.0. 100


Tabloda zaman ile ilgili küme 3 bit yapılıp geçmiş zaman "di'li
geçmiş" ve "miş'li geçmiş" olarak ikiye ayrılabilir, soru bileşkeni
için ayrı bir bit eklenebilir, emir ve şart kipleri de işin içine
katılabilir ancak, sonuç değişmezdi.

Cümleleri oluşturan öğelerin (özne, nesne, yüklem, vb...) sıralaması
da rastgele değildir. Türkçe cümleler bir tür "crescendo" (şiddeti
giderek artan dizi) izlerler. Bütün vurgu en sonda yer alan yüklem
(fiil) üzerindedir. Diğer öğelerin önemi, yükleme olan
yakınlık/uzaklı k konumları ile belirlenir. Yükleme yakınlaşıldıkça
önem artar. Gene matematiksel olarak ele almak gerekirse, cümleyi
oluşturan her bir öğenin toplam öğe sayısı kadar haneden oluşan bir
matematik değere sahip olduğu varsayılabilir. "Dün Ahmet camı kırdı"
cümlesi 4 öğeden oluşmaktadır; o halde her öğe 4 haneli bir değere
sahip olacak, ilk öğe en düşük, son öğe ise en yüksek değeri
taşıyacaktır.

CÜMLE MATEMATİK DEĞER0001 MATEMATİK DEĞER0011 MATEMATİK EĞER0111
MATEMATİK DEĞER1111

1 Dün Ahmet camı kırdı.

2 Dün camı Ahmet kırdı.

3 Ahmet dün camı kırdı.

4 Ahmet camı dün kırdı.

5 Camı dün Ahmet kırdı.

6 Camı Ahmet dün kırdı.


Şimdi tablodaki cümleler tek, tek ele alınabilir
1. cümle: Dün Ahmet bir iş yaptı ve bu camı kırmak oldu.
2. cümle: Dün kırılan camı başkası değil Ahmet kırdı (suçlu Ahmet!).
3. cümle: Ahmet'in dünkü işi camı kırmak oldu (belki önceki gün kitap okumuştu).
4. cümle: Ahmet camı herhangi bir zaman değil, dün kırdı (yarın
kırması gerekiyor olabilirdi).
5. cümle: Cam düne kadar sağlamdı, kırılmasının suçlusu ise Ahmet.
6. cümle: Camı Ahmet zaten kıracaktı, bunu dün yaptı.

Cümleyi oluşturan öğeler kesinlikle aynı kalırken (cam hep 'i' haliyle
'camı' olarak kaldı; fiil hep 3. tekil şahıs, di'li geçmiş zamanda
çekildi, vb.) sadece yerlerinin değişmesi cümlelerin anlamlarını da
değiştirdi. Her cümlede 0011, 0001'den daha fazla, 0111 bu ikisinden
daha fazla, 1111 ise hepsinden daha fazla önem taşıdı. Anlamı
belirleyen de zaten her bir öğenin matematik değeri oldu.

Kelimelerin statik anlamlar taşıdıkları dillerde, zaman belirtecinin
(dün) yeri değiştirilerek elde edilebilecek 2 çeşitlemenin dışında
diğer anlamları vermek için kip değiştirmek (edilgen kip - passive
mode kullanmak) veya araya açıklayıcı başka kelimeler eklemek gerekir.
Türkçe konuşanlar ise her bir cümlenin diğerinden farkını derhal
anlarlar.

Matematik ile olan alış-veriş yalnızca verilen örneklerle sınırlı
değildir. Türkçe'nin ne tarafı ele alınsa bu ilişki ile yüz, yüze
gelinir.

Türkçe'nin bu özelliğini "İnsanlar kendilerine ulaşan mesajları nasıl
anlarlar? Bunun kullanılan dil ile bir ilgisi var mıdır? Bir Fransız,
bir İngiliz, bir Türk aynı mesajı kendi ana dillerinde alsalar,
birbirleri ile aynı şekilde mi, yoksa farklı mı algılarlar? Eğer dilin
algılamayla ilgisi varsa, işin içine bir dil karışmadığında yani
sözgelimi bir pantomim gösterisi izlenir veya üzerinde hiç yazı
olmayan bir afişe bakılırken, dil ile ilgili bu alışkanlıklar nasıl
etki ederler?" türünden sorulara yanıt ararken fark ettim. Bu özellik
konuya ilgi ve sabırla yaklaşıp, bakmayı bilen herkesin görebileceği
kadar açık. O nedenle, bu güne kadar kesinlikle başkaları tarafından
da görülmüş olmalı. "Türkçe çok lastikli, nereye çeksen oraya gidiyor"
diyenler de aslında, hayal meyal bu özelliği fark eder gibi olup, ne
olduğunu tam adlandıramayanlardı r.

Türkçe teknik açıdan mükemmel bir dildir. Bu mükemmelliğin nedeni
matematik ile olan iç içeliktir. Keza, ne yazık ki Türkçe'nin, bu dili
konuşanlara kurduğu tuzak ta buradadır.

Kentli - köylü, eğitimli - eğitimsiz, doğulu - batılı, vb... kültür
çatışmaları dünyanın her yerinde vardır. Gene dünyanın her yerinde
iyi, kötü işleyen bir "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci bu
çatışmayı kendi içinde bir takım sentezlere götürür. Türkiye bu açıdan
dünya genelinin biraz dışındadır. Bizde "asimilasyon" ve/veya
"adaptasyon" süreci ya hiç çalışmaz, ya da akıl almaz bir yavaşlıkta
çalışır. Sorun, başka sebeplerin yanı sıra kullandığımız dilden de
kaynaklanmaktadı r. Düşünme, kendi kendine sözsüz konuşma olarak kabul
edilirse (bence öyledir), anadilin kişilerin düşünce yapısı üzerinde
etkili olduğunu da kabul etmek gerekir; insanlar kendi anadillerinde
düşünürler. Türklerin büyük paradoksu işte buradadır. Teknik açıdan
mükemmel bir dil olan Türkçe, kendi dışımızdaki dünyayı kendimizce
değiştirmeden, olduğu gibi algılamaktaki en büyük engelimizi
oluşturmaktadı r.

Örneğin, Türkiye dışına yabancı işçi olarak giden ilk nesil gerek
bulundukları ülkenin dilini öğrenme, gerekse oradaki yaşam biçimine
ayak uydurma konusunda muhteşem bir direniş gösterdiler. Bu direnişin
boyutları o denli büyük oldu ki, başka hiç bir diasporada gözlenmeyen
gelişmeler yaşandı. Türk diasporası, gettolaşıp kendi kültürünü gene
kendi içine kapanık bir çevrede yaşayacak yerde, kendi kültür
kurumlarını o ülkeye ithal etti. Asimile olmaya en dirençli
kültürlerden biri kabul edilen İspanyollar, gittikleri yere sadece
gazetelerini ve bazen de radyolarını taşımakla yetinirken; Türklerin
bunlara ek olarak (hem de birden çok) televizyon kanalları ve hatta
kendi fast-food'ları (lahmacun, döner, vs...) oldu. Bunları başaran
insanların yeteneksiz olduklarına, uyum sağlamayı da bu
yeteneksizlikleri yüzünden beceremediklerine hükmetmek en azından adil
ve gerçekçi olamaz. Keza, böylesine önemli bir kültür direnişi
gösterenlerin, orada doğan çocuklarını eğitirlerken, bunca sahip
çıktıkları kültürlerini göz ardı etmiş olmaları da düşünülemez. Ancak
gözlemlenen o ki, orada doğan ikinci nesil, gene sözgelimi İspanyollar
arasında hiç görülmediği kadar hızla asimile oldu. Bunun nedenini
evdeki Türkçe'nin yanı sıra okulda öğrenilen ve ev dışında yaşanan, o
ülkenin dili faktöründe aramak çok yanıltıcı olmayacaktır.

Biz Türkler, konuşmayı öğrenirken (tıpkı sick, ill, patient örneğinde
olduğu gibi) farklı durumların farklı kavramlar oluşturduğunu, bu
farklı kavramların da farklı adları olması gerektiğini öğrenmeyiz.
Aynı adı taşıyan farklı kavramları birbirinden ayırmaya yarayacak
sezgisel (sezgisel => doğal => matemetiksel) yöntemin kurallarını
öğrenmeye başlarız. Sezgiselliğe şartlanmış beyinler ise dış dünyayı
hiçbir değişikliğe uğratmadan, olduğu gibi algılamayı
bilemediklerinden, bildikleri tek yönteme yani kendilerince anlam
çıkarsamaya veya başka bir ifadeyle "sezdikleri gibi algılamaya"
yönelirler.

Algıladıkları kavramların tümü kendi çıkarsamaları doğrultusunda
şekillenmiş olan, kendilerince tanımlanmış bir dünyada yaşayan
insanlara ulaşan mesajlardaki kodlar ne kadar "herkesçe bir örnek"
algılanabilir? Üzerinde emek harcanmaya değer temel sorulardan biri
budur. Bu sorunun yanıtı belirginleştikç e, neden batıdaki sistemlerin
bir türlü Türkiye'de oluşturulamadığı sorusunun yanıtı da belirginlik
kazanabilir.

Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum kuşkusuz
tüm iletişim alanları için geçerlidir. Yunus Emre'nin okuması, yazması
olmayan göçebe Türkmen boyları arasında 700 yıl boyunca bir nesilden
diğerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak aktarılmasının
ardında Türkçe'nin sezgiselliğini sonuna kadar kullanmadaki becerisi
vardır. Tanzimat ve Cumhuriyet aydınlarının bir türlü geniş kitlelere
seslerini duyuramamaları nın nedeni de gene aynı denklemin içinde
aranmalıdır. Fransız gibi, Alman gibi düşünmeyi öğrenenler,
meramlarını anlatırken bunu yeni öğrendikleri düşünce sistematiği
içinde yapmaya kalkışmış ve Türk gibi anlatmayı becerememiş
olduklarından başarısız kalmışlardır.

Mesajlar sadece algılanabildikleri kadar etkili olurlar. Mesajları
üretenlerin kendi konularına ne kadar hakim oldukları mesajın
bütünlüğü açısından önemlidir ama, hitap edilen kişilerin kendilerine
yönelen mesajları nasıl algıladıkları her şeyden daha önemlidir.

Ahmet Okar.
Logged
Linkler görüntülenemiyor.
Değerli ziyaretçimiz linki görebilmek için Lütfen üye olun veya Üye iseniz giriş yapın.


Linkler görüntülenemiyor.
Değerli ziyaretçimiz linki görebilmek için Lütfen üye olun veya Üye iseniz giriş yapın.
Kaç Kişiyiz! Tıklayın!!!
14 Kasım 2006, 19:31:13 #1
Li Lian Jie 13
O bir Efedralı
*****


FUCK YOUR OPINION

Açtığı Konular: 483
Mesaj Sayısı: 2773

Rep Puanı: 107
Ruh Halim




anlamak için göbeğim çatladı ama hoşuma gitti
teşekkürler
Logged

Kimseye Kukla Olma!

Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin!
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin!
Tutmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin!
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Seyredersin!_ŞEBNEM FERAH

Linkler görüntülenemiyor.
Değerli ziyaretçimiz linki görebilmek için Lütfen üye olun veya Üye iseniz giriş yapın.

YALNIZIM ÇÜNKÜ RAZIYIM!!!
Sayfa: [1]   Yukarı git
YAZDIR
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Cevap Görüntülenme Son Mesaj
MaTeMaTiK öĞReTMeNi Geyik Muhabbet my_ımmortal_7767 9 366 Son Mesaj 10 Ocak 2007, 10:20:48
Gönderen: draguLa
acayip bi matematik sorusu :)) Geyik Muhabbet caatlaks 1 195 Son Mesaj 26 Aralık 2006, 21:00:07
Gönderen: bashbash
Bu Matematik İşlemine Çok Şaşıracaksınız!!! Forum Oyunları So 4 76 Son Mesaj 03 Haziran 2008, 12:32:31
Gönderen: metinahmet
Matematik yalan söylemez Geyik Muhabbet BurrN 3 63 Son Mesaj 03 Haziran 2008, 21:35:47
Gönderen: KzAnS_chAmUR
Matematik Karikatürleri Resim - Logo - Grafik SaçmanuR 1 140 Son Mesaj 30 Haziran 2008, 18:11:15
Gönderen: KzAnS_chAmUR