|
fireboy
Ziyaretçi
|
 |
|
|
Anladığım kadarıyla konunun ruhu şu: M.Ali brand 27 Nisan Muhtırasının (askeri ihtar) demokrasiyi korumak için ne kadar gerekli olduğunu bildirmiş.Hasan Cemal de, "askerin 27 Nisan Muhtırası demokrasinin bir yerine nasıl monte edilebilir?" sorusuna cevap arıyor.
Bunun için tarifler yapılıyor, ince ayar tarifler... Tahliller göze çarpıyor, minareyi kılıfına uydurucu tahliller...
Neymiş?
Darbecilik İttihatçı gelenekmiş...
Neymiş?
Kemalizm'de darbecilik yokmuş...
Neymiş?
Asker de değişiyormuş; artık tankla tüfekle değil, bir tek bildiriyle herkes hizaya gelebiliyormuş...
Neymiş?
Askerin bu yeni rolü bir nevi kamu denetçiliği veya ombudsmanlık imiş...
Neymiş?
CHP'nin, YÖK'ün, adalet bürokrasisinin bir yandan, 'laik sivil toplum kuruluşları' ve 'laik medya' öbür yandan, hep birlikte askerin 'orkestra şefliği'nde yol alınıyormuş...
Neymiş?
Askerdeki bu değişimi ABD ile AB de görüyor, o yüzden fazla ses çıkarmıyormuş...
Neymiş?
Ama eğer AKP seçimlerden 'daha büyük çoğunluk'la gelir de, 'her istediğini yaptırma inadına girerse', o zaman batı da askeri 'daha fazla bir güvence' olarak görecekmiş...
Tarif ve tahliller böyle.
Ne denebilir ki? İnsanoğlu inanmak isterse inanır!
Eğer parlamentoda halkın oylarıyla seçilmiş bir çoğunluğun cumhurbaşkanı seçmesini demokrasi oyununun içine yerleştiremiyorsanız...
Eğer eşi türbanlı olan bir kişi Çankaya'ya çıkamaz diye düşünüyorsanız...
Eğer 367'yi içinize sindiriyor, hukukun eğilip bükülmesi ve siyasete alet edilmesi olarak görmüyorsanız...
Eğer bu ülkede askerin yeşil ışık yakmadığı bir kişinin cumhurbaşkanı olamayacağına, bu konuda son söz hakkının askere ait olduğuna inanıyorsanız...
Eğer askerin bu amaçla muhtıra yayınlamasını, demokrasi bir yana, anayasa ve yasalara aykırı olmayan bir kamu denetçiliği olarak değerlendiriyorsanız...
Eğer askerin 27 Nisan Muhtırası'ndaki ebedi Türkiye düşmanlığı tanımını da içinize sindirebiliyorsanız...
Eğer muhtırayla Türkiye'nin nasıl hızla kutuplaşma ve cephelere bölünme yoluna girdiğinin farkında değilseniz...
Eğer muhtıradan farklı düşünenlerin nasıl anti-laik, İslamcı, yani düşman olarak nitelendiğini göremiyorsanız...
Eğer bütün bu siyah-beyazlaştırmanın, kutuplara ayırmanın klasik askerci bir taktik, bir psikolojik savaş yöntemi olduğunu, 28 Şubat deneyimlerine rağmen daha hâlâ yerli yerine oturtamıyorsanız...
Bir adım daha ileri gidip, AKP eğer seçimlerden daha büyük bir çoğunlukla gelir de, her istediğini yaptırma inatlaşmasına kapılırsa diyerek, adeta aba altından sopa gösteriyorsanız...
Ve eğer bu aba altındaki sopanın da tankla tüfek olduğunu cümle alemin bilmediğini sanıyorsanız...
Ne denebilir ki?
Alaturka demokrasiden başka...
Ben alaturka demokrasiyi kabul etmiyorum, etmeyeceğim.
Çünkü, gerçek demokraside cezaların asker muhtırasıyla, müdahalesiyle değil, seçim sandığında halkın oyuyla kesildiği görüşünü taşıyorum.
Çünkü, alaturka demokrasinin özünde bugün öncelikle 'asker sorunu'nun yattığı kanısındayım.
Çünkü, süngü gölgesindeki alaturka demokrasi ile günün birinde Türkiye'nin cephelere sürüklenerek -hele bir de Kuzey Irak'a girilirse- bir cehennem çukuruna yuvarlanabileceğine ilişkin ciddi kaygılarım var.
ALINTIDIR ALINTIDIR
Hasan Cemal* in M.Ali Brand in yazısına verdiği cevaptır
*Hasan Cemal (1944) Türk gazeteci, yazar. 1973'te girdiği Cumhuriyet gazetesinde 11 yıl (1981-1992) genel yayın yönetmenliği yapmış, daha sonra köşe yazarı olarak Sabah gazetesine geçmiştir. 1998'den bu yana Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.
|